KARAGÖZ GÖLGE OYUNU

Türk Gölge Oyununun ortaya çıkışı konusunda yapılan araştırmalar bir çok farklı görüş geliştirmiştir. Bazıları bu oyunun Çin'den Hindistan'a geçtiğini, sonra da Moğollar tarafından Orta Asya Türkleri'ne tanıtıldığını iddia etmektedirler. Buna göre Gölge Oyunu sanatı Orta Asya'dan Türkiye'ye göç eden Türkler tarafından getirilmiştir. Başka akademik çalışmalar ise Gölge Oyunu nun Anadolu'ya 16. yy'da Mısır'dan geldiğini söylemektedir. Bu bakış açısının taraftarları Yavuz Sultan Selim'in 1517'de Mısır'ın fethinde onuruna verilen kutlama törenlerinde bu sanatla karşılaştığını, etkilenip beğendiği bu oyunun İstanbul'daki sarayında sergilenebilmesi için Ustaları yanında götürdüğünü iddia ederler. Gölge Oyunu bu şekilde Osmanlı saraylarına girmiştir. Bütün bu değişik söylencelere rağmen bizler Karagöz ve Hacivat’ın Bursa’da yaşamış gerçek karakterler olduğuna ve Sultan Orhan Camii inşaatında çalıştıklarına inanıyoruz. Son zamanlara kadar Bursa ‘da Atatürk caddesinde eski bir evin bahçe duvarına yaslanmış bulunan Şeyh Küşteri’nin mezarı ise bunun kanıtıdır. Bugün Tayyare Kültür Merkezinin çarprazına düşen yerde bulunan Şeyh Küşteri’nin mezarı yerinde bugün yüksek bir işhanı-apartman yükselmektedir. Mezar taşı ise Muradiye Türbelerinin bahçesindedir. Oyunlarda “Şeyh Küşteri Meydanı” diye başlanan birçok diyalog Şeyh Küşteri’nin bu işin Piri ve yaratıcısı olduğunu vurgulamaktadır. Karagöz’ün mezarı ise bugün çekirge caddesinde Karagöz ve Hacivat’ın Anıt mezarının bulunduğu bölgede idi. Zira burası yani bugünkü Çırağan cafe Karagöz Evi ve çekirge caddesinin geçtiği bölgede büyük bir mezarlık mevcuttu. 1942’de Bursa’ya gelen araştırmacı yazar Abdülbaki Gölpınarlı Karagöz’ün makam mezar taşını tespit etmiş ve Bursa ile ilgili yazdığı notlarına kaydederek bir örneğini de Bursa Müzesine bırakmıştır.Karagöz’ün makam mezar taşı bugün Yeşil’de bulunan Türk İslam Eserleri Müzesinde bulunmaktadır.

Karagöz günümüzde Bursa’da bir avuc gönüllü insan tarafindan yasatilmaya calisiliyor... R.Şinasi Çelikkol özellikle 1988 yılından bu yana bu sanatı , Bursa’nın önemli değeri Karagöz’ü yaşatmak için büyük çaba sarfediyor. Çelikkol gerek Bursa’da düzenlediği Karagöz çıraklşık ve eğitim seminerleri, gerek oynattığı yüzlerce oyun ve düzenlediği Karagöz festivalleri ile Bursa kültür yaşantısına büyük katkı koymuştur. Atina’da katıldığı bir festival sonrası orada Gölge oyunu üzerine gördüğü müzenin şehrinde yapılması için büyük gayret göstermiş ve dönemin Belediye Başkanı Erdem Saker’in konuya olumlu bakması sayesinde çekirge caddesi Karagöz anıtı karşısındaki Karagöz Evi ‘ni Bursa’ya kazandıran isim olmuştur.
Ugur Celikkol

Anadolu’da Gölge Tiyatrosu:
Gölge Tiyatrosu, Anadolu'da büyük ilgi ve beğeni ile karşılaşmış ve hemen yaygınlık kazanmıştır. Türk Gölge Oyunu sanatçıları İse ustalarından öğrenmiş oldukları teknikleri daha da geliştirmişlerdir. Mısır'lıların renksiz ve hareketsiz gölge oyunu, Türk tarzında çok daha renk ve hareketlilik kazanmıştır. Türk Gölge Oyunlarına gölge hayaletler veya gölgelerin hayali anlamına gelen Çadır Hayal, Zıllı Hayal ve Hayal-ı Zill isimleri verilmişti. Günümüzde Türk Gölge oyunları daha çok 'Karagöz Oyunları' olarak bilinmektedir.Karagöz figürünün gölge oyunlarının merkezi anafigürü haline gelmesi konusunda değişik versiyonlar bulunmaktadır. 17. yy'ın ünlü Osmanlı seyyahı ve yazarı Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Karagöz ve arkadaşı Hacivat'a büyük bir bölüm ayırmıştır. Aynı eserde dönemin ünlü kukla oynatıcıları hakkında bilgi ve oyunlara dair kısa özetler de bulunmaktadır.
Evliya Çelebi, bu iki ana kişi hakkındaki öykünün Anadolu'da oldukça iyi bilindiğini ve işbilir gölge oynatıcılarının bundan yararlanarak, deriden figürlerini yapıp gösterilerinde kullandıklarını belirtir.Çelebi'ye göre Karagöz Oyunları, yalnızca halkın değil Osmanlı Sarayı'nın eğlence yaşamının da önemli bir gösteri ögesiydi. Gölge Oyunları, Sultan IV. Murat'ın tahta çıkış töreni için l623'de yapılan muhteşem törenin önemli bir parçasıydı. IV. Murat'ın hükümdarlığı süresince birçok kukla sanatçısı ortaya çıkmış ve kukla tiyatrosu bugün bilinen formlarına o zamanlarda kavuşmuştur.
19.yy'da Karagöz daha da yaygınlık kazandı, Osmanlı Sarayı'nda da daha çok sergilenmeye başlandı. Ancak I. Dünya Savaşı'ndan sonra sinema ve modern tiyatro ile rekabet edemeyen gölge tiyatrosunun önemi giderek azalmaya başladı. Bütün bunlara rağmen Gölge Oyunu günümüze dek gelmeyi başarabilmiştir. İşte bu noktada Bursa’da yaşayan karakterler olarak kabul ettiğimiz Karagöz ve Hacivat ve dolayısıyla Bursa ile anlam bulmuş Türk Gölge Tiyatrosu Karagöz’ ün adına Bursada bir Karagöz Evi’nin bulunması çok önemlidir.


KARAGÖZ Tiyatrosu Teknikleri :

Karagöz Gölge Oyunu bir çerçeveye gerdirilmiş olan beyaz bir perdenin ardında oynanır. Figürler, perdeye göİgenin vurmasını sağlayan bir ışık kaynağının önüne tutularak oynatılır. Eskiden meşale – mum olan bu ışık kaynağının yerini bugün elektrik ampulleri almıştır.
Bütün tasvirlerin tek taklitlerini HAYALİ denen usta yapar. Şarkılarda ÇIRAK yardım eder. Yardımcı sesler ve diğer işler ilerde Hayali olacak olan YARDAK tarafından yapılır. Tef, Zil, Nareke, oyunda YARDAK tarafından kullanılır.Beyaz perdeye Ayna denilir. Orjinali 2 x 2.5 m. olan perdenin boyutları sonradan 1.10 x 80 cm.'ye inmiştir. Aynanın çevresine kalın, siyah bir perde kapatılır. Aynanın alt iç tarafında ise peş tahtası olarak bilinen tahta bir raf bulunmaktadır. Karagözcünün oynattığı figürler bu peş thatası deen çıtaya basarak hareket alır. Tasvir adı verilen figürler 32 ila 40 cm boyundadırlar ve manda, deve, dana, sığır derisinden yapılırlar. Deve derisinen imal edilenler diğer derilere göre daha transparan, ışığı ve renkleri daha iyi geçirebilme özelliğine sahip olabilmektedir. Deri özel kimyasal maddelerle yapılan işlemlerle transparan hale getirilmektedir. Bu işlemlerden sonra deri, ıhlamur ağacı üzerine gerilerek "nevrekan adı verilen özel bir bıçakla kesilir. Ortaya çıkan figürler sentetik veya doğal boyalar kullanılarak renklendirilir. Son olarak da değneklerin geçeceği delikler açılarak figürlerin eklem yerleri birbirine bağlanır.

Karagöz'ün Bölümleri:

I. Mukaddime (-Giriş)
Oyun başlamadan önce göstermelik adı verilen (Burak, limon ağacı veya çiçek demeti v.s.) boş perdeden yansıtılır. Giriş başladığında
bu göstermelik yavaşça nareke düdüğün sesiyle birlikte kaldırılır. Sahnenin solundan Hacivat görünür. Hacivat geleneksel "sema"yi, ardından da evreni temsil eden aynanın felsefesini anlatan şarkısını söyler. Sonra Karagöz'ü sahneye çağırır.

II. Muhavere
Bu bölümde, Karagöz ve Hacivat arasında tekerleme atışmaları ve konuşmaları yer alır. Bu karşılıklı konuşma bir kıssadan hisse ile son bulur.

IIl. Fasıl
Esas Oyunun yer aldığı bölümdür. Ana tema bu bölümde oynanır. Bütün figürler bu bölümde ortaya çıkar ve rollerini oynarlar. Her oyunun konusu farklıdır.

IV. Bitiş
Bu bölüm genellikle eğlencenin ve kutlamaların yapıldığı oyunun birtiş bölümüdür. Çengi, folklorcular dans eder ve değişik satıcılar geçer. Oyun biterken Hacivat Karagöz'e seslenir: "Yıktın perdeyi eyledin viran Varayım sahibine haber vereyim heman"
Buradaki sahip: perde, evreni temsil ettiğinden tabii ki tanrıdır.


Karagöz ve Hacivat üzerine:

Karagöz ve Hacivat isimli bu karakterlerin hayatları ile ilgili bir çok söylence ve kanıt bulunmaktadır. Karagöz yuvarlak yüzlü,gözleri büyük, gözbebeği iri ve karadır. Adı zaten bu özelliklerinden gelmektedir. İri bir burnu, kalın kara bir bıyığı ve sakalı vardır. Dövüştüğü veya didiştiğinde başının ardına düşen ve kel başını açığa çıkartarak gülme unsuru olan büyük bir kavuk taşımaktadır. Karagöz ve Hacivat arasındaki konuşmalarda, Hacivat bilgisini gösteren terimlerle dolu tekerlemeler söylerken Karagöz halkın diliyle cevaplarını, hazır cevaplılıkla ve yanlış anlamalarla dolu bir biçimde sıralar. Bu tarzı onun halk arasında çok sevilmesini ve sayılmasını sağlamıştır. Bu farklılık sunilikle basitliği karşı karşıya getirmektedir. Bu, özellikleri kullandıkları konuşma tarzında kendini belli etmektedir. Hacivat, ezberden şiir söyleyebilen, müzik, ender baharatlar, bahçecilik üzerine fikri ve ansiklopedik bilgileri olan biraz da aristokrat bir havaya sahiptir.Ancak bütün bunlar suni olup onun yalnızca skolastik bir tip olmasını sağlamaktadır. Buna karşın Karagöz yalnızca kendisinin ve ailesinin çıkarını düşünmektedir. Ancak tüccar olmadığından, genellikle de işsiz olduğuiçin ailesine gerektiği gibi bakamamakta, dolayısıyla Hacivat'in bu anlamdaki bilgi dağarcığına ihtiyaç duymamaktadır. Karagöz aptal ve saf birisi olmasına rağmen her zaman Hacivat'ı ve diğerlerini kandırmayı, onların üstesinden gelmeyi başara bilmektedir. Hacivat dışa kıvrık sivri sakalı olan düşünceli biridir. Her bir hareketi hesaplı ve...önceden tasarlanmıştır. Karagöz ise fevridir ve, karakteri konuşmalarına ve davranişlarina yansır. Hacivat'ın mantığı hareketlerini sınırlar. Perdede Hacivat'ın hareketi azdır, Karagöz ise daha dinamik ve enerğiktir.Hacivat durumu ve koşulları kabullenen, statükoculuğu sürdüren biriyse, Karagöz aksine, her zaman denemeye açık ve kaba davranışlı bir figürdür. Hacivat üst sınıfın ahlaki değerlerine bağlıdır ve kendini kolaylıkla bu prensiplere uydurabilmektedir. Bazen bu sınıfların eğlencelerine alet olurken Karagöz'ün densizlikleri yüzünden bu durumun bozulabileceğinden korkar. Küçük adamın geleneksel sembolü olan Karagöz, bu davranış tarzıyla bir çok entrikayı bozabilmektedir. Hacivat aynı zamanda diğer karakterlerin umutsuzluklarını ve çaresizliklerinin altını çizen bir taban görevini de görür. Çoğu alt tabakadan olan bu karakterler Hacivat'in iş,para veya ev konularında yardımlarına başvururlar. Hacivat konuşkan, kolay inanan ve iyı tabıatlıdır. Genellikle Hacivat başkalarına yararlı önerilerde bulunur. Konumu, dilbilgisi ve oportünist tutumu yüzünden mahallede en sevilen kişi konumundadır. Mahallenin yalnızca lideri değil müsrif komşuların da sözcüsü konumundadır. Karagöz'le birlikte bir takım işlere giriştiğinde de çoğunlukla müşterileri o bulur ve kara ortak olur. Karagöz'ün onun gibi bir saygınlığı yoktur. Karagöz çoğunlukla züppelerin hakaretlerine, uyuşturucu bağımlılarının öfkesine maruz kalır, mahallenin delisinin şakalarının kurbanı olur veya kabadayılar tarafından dövülür. Herşeye rağmen bu iki karakter tüm Karagöz oyunlarının vazgeçilmez ana karakterleri olarak her zaman oyunların başlangıcını yapan ve sonucunu bağlayan tiplemelerdir.
Karagöz oyunlarındaki kadınlar genç, orta yaşlı ve yaşlı, boş kafalı, kavgacı, dindar ve her zaman dedikoduya hazırdır.
Oyundaki tiplemeler
Bu listedeki tiplemeler klasik Karagöz oyunlarında kullanılagelen tiplemelerdir. Bunların dışında her Hayâlî'nin kendine göre yaptığı tiplemeler olabilir. Özellikle de güncel hale getirilip doğaçlama oynatılan oyunlarda toplumun ilgisini çeken kişiler ya da varlıklar Karagöz perdesinde yer alabilirler. Bu açıdan Karagöz oyunlarında rol alan tiplemeleri buradakilerle sınırlamak doğru değildir.

KARAGÖZ: Oyunun hiç şüphesiz başrol oyuncusu Karagöz’dür. Okumamış bir halk adamıdır. Hacıvat’ın kullandığı yabancı kelimeleri anlamaz ya da anlamaz görünüp, onlara yanlış anlamlar yükleyerek ortaya çeşitli nükteler çıkarırken bir taraftan da Türkçe dil kuralları ile yabancı kelimeler kullanan Hacıvat ile alay eder. Her işe burnunu sokar,her işe karışır, sokakta olmadığı zaman da evinin penceresinden uzanarak, ya da içerden seslenerek işe karışır. Dobra, zaman zaman patavatsız yapısından dolayı ikide bir zor durumlarda kalırsa da bir yolunu bulup işin içinden sıyrılır. Çoğu zaman işsizdir, Hacıvat’ın bulduğu işlere girip çalışır. Değişik oyunlarda rol icabı değişik kıyafetler içinde farklı Karagöz tasvirleri vardır. Kadın Karagöz , Gelin Karagöz , Eşek karagöz , Çıplak Karagöz , Bekçi Karagöz , Çingene Karagöz , Tulumlu Karagöz , Davulcu Karagöz , Ağa Karagöz v.s. ...

HACIVAT: Tam bir düzen adamıdır.Nabza göre şerbet verir, eyyamcıdır.Kişisel çıkarlarını her zaman ön planda tutar.Az buçuk okumuşluğundan dolayı yabancı sözcüklerle konuşmayı sever.Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder.Alın teriyle çalışıp kazanmaktan çok Karagöz’ü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye bakar. Değişik oyunlarda rol icabı değişik kıyafetler içinde farklı Hacıvat tasvirleri vardır. Keçi Hacivat , Çıplak Hacivat , Kadın Hacivat ,Kahya Hacivat vb.

ÇELEBİ: İstanbul ağzı ile kusursuz bir Türkçe konuşur.Bazı oyunlarda zengin bir bey, bazı oyunlarda bir mirasyedi, bazı oyunlarda ise zevk düşkünü bir çapkındır. Nazik ve çıtkırıldım bir tiptir. Elinde şemsiye,çiçek demeti ya da baston olan değişik Çelebi tasvirleri vardır. Oyundaki esas Çelebi sempatik biri olarak tasvir edilir. Çoğu diğer figürler gibi karikatürize edilmez veya alaya alınmaz. Genellikle bir metrese veya iyi aile kızına olan aşkı üzerine yönlenen züppe genç bir delikanlı olarak oyunda görürünür. Karşı cinsi cezbedebilme yeteneğine sahiptir. Saygın, zarif, genç, zengin ve musrif, iyi giyimlidir. Kadınların ardından koşar ancak saftır. Eğitimlidir, İstanbul türkçesiyle konuşur. Sevgililerine arapçadan ve diğer dillerden ezberlediği şiirlerle seslenir. Avrupai bir giyim tarzı ve bir bastonu vardır ve cilalı ayakkabılar giyer. Hakim yaka, uzun etekli bir ceket giyer.

ZENNE: Karagöz oyunundaki bütün kadınlara genel olarak Zenne denir. Salkım İnci, Şallı Natır, Nuridil, Dimyat Pirinci, Şekernaz, Yedi dağın çiçeği Hasırasıçtının kızı Rabiş, Cemalifer, Hürmüz Hanım, Dürdane Hanım, Şetaret (Arap halayık), Dilber, Nâzikter.

TUZSUZ DELİ BEKİR: Bir elinde içki şişesi, bir elinde tabanca ya da kama vardır. Olayların karmaşıklaştığı anda gelip kaba kuvvetle olayı çözer.

ODUNCU BABA HİMMET: Kastamonu’lu Himmet olarak da geçer.Sırtında baltası vardır.Kaba saba bir tiptir.Karagöz oyunlarının en iri tasviridir.Yaklaşık 50 cm boyundadır.

Tiryaki:
Bir afyon bağımlısıdır. Tüm zamanını afyon içerek geçirir ve mahallenin kahvesinde yatıp kalkar. Piposu, yelpazesi ve iri kamburuyla hemen göze çarpan bir fıgürdür. Her zaman ciddi gözükmeye çalışsa da ciddiyetten uzaktır. Hacivat gibi konuşsa da, sohbetin ortasında uyuya kalıp yüksek sesle horlamaya başlamak gibi kötü bir huyu vardır. Pireyi deve yapar. Taklitçiler arasında Tiryaki figürü oldukça yaygındı. Evliya Çelebi, zamanın ünlü bir taklitçisinin gösterisini bizlere şöyle aktarıyor: "Kendisi kadar zeki bir taklitçi ve afyon bağımlısı olan biraderi ile kendi gülünç hikayelerini anlatmakla en büyük başarılarını kazanmışlardı. Afyon içen bir tiryaki parmağını kötü bir şekilde keser. Parmağı o kadar kötü kanar ki fenalaşıp yere düşer. En sonunda yüzüne, kanıyla elif harfini yazmadıkça kanın durmayacağı söylenir."

MATİZ: Matiz çingenece sarhoş demektir. Matiz, sarhoş, külhanbeyi tiplerinin hepsi yaklaşık olarak aynı tiplerdir.(Bekri Mustafa, Bekri Veli, Sakallı Deli, Hımhım Ali, Hovarda Çakır, Kırmızı Suratlı Bakır, Burunsuz Mehmet, Çopur Hasan, Cingöz Mustafa)

Bebe Ruhi: R harfini söyleyemeyen bir cücedir. İnsanlarıaynı soruyu süreklitekrarlayarak usandırır. Bazen bir cüce bazen de bir kambur
olarak tasvir edilir. Cüce olarak tasvir edildiğinde Bebe Ruhi veya Altı Kulaç gibi isimlerle anılır. Yerinde duramayan, çenesi
düşük ve caka satan biri olarak yansıtılır. Mahalle içinde önemi olmayan bazı işleri yapar ve komşuların gösterdiği merhamet
yüzünden de biraz şımarıktır. Karagöz onu başından savamak için sık sık döver.

LAZ: Karadenizli, çabuk çabuk konuşan ağzı kalabalık bir tiplemedir.

ACEM: Halıcılıkla uğraşan zengin İranlı tipleme.

Bunların dışında Osmanlı imparatorluğu döneminde yaşayan her tip Karagöz oyunlarında yerini almıştır.Bu tiplerin başlıcaları şunlardır.

BOLULU AŞÇI, RUM, RUM DOKTOR, KAYSERİLİ, RUMELİLİ, KÜRT, YAHUDİ, ARNAVUT(MESTAN AĞA, BAYRAM AĞA, CELO AĞA, RECEP AĞA, ŞABAN AĞA, RAMAZAN AĞA), ÇERKEZ, ACEM(PÜSER, NÖKER), AK ARAP (HACI FiTİL, HACI KANDİL, HACI ŞAMANDIRA) ZENCİ ARAP, AK ARAP, ERMENİ, AYVAZ SERKİS, FRENK, İMAM, HAHAM, DOKTOR, KÜLHANCI, KİLCİ, PİŞEKAR, KAVUKLU, SÜNNETÇİ, HOKKABAZ, ÇENGİ, KÖÇEK, CAMBAZ, DENYO, SOYTARI, CAZULAR, CURCUNABAZLAR, TULUMBACILAR, CİNLER, AŞIK HASAN, İSKELE KAHYASI, FERHAT, CANAN, TAHİR, ÇİNGENE, KARAGÖZ’ÜN OĞLU-(YAŞAR), HACIVAT’IN OĞLU-(SİVRİKOZ), HACIVAT’IN KIZI, DEDİĞİGİBİ, TAVTATİKÜTÜPATİ, DEMELİ, SEYMENLER, ZÜHRE’NİN BABASI, ŞİRİN’İN ANNESİ, BOK ANA, HIMHIM, KEKEME, DELİLER, DANSÖZ v.s.


BAZI Meşhur KARAGÖZ OYUNLARININ KONULARI;

Ağalık:
Karagöz zengin bir İranlı'nın kendisine emanet ettiği paranın üstüne yatarak zengin olur. Oyun Karagöz'ün, kendisinden iş isteyen
kişilerte başa çıkmasını anlatır.

Kanlı Kavak:
Ünlü bir ozanın oğlu olan Hasan Büyülü Kavak ağacının cini tarafından tutsak edilir. Hasan'ın babası cine,
oğlunu geri vermesi için yalvanrken cin tarafından çarpılır. Hacivat onları kurtarır eski şekillerini almalarını sağlar.
Karagöz intikam için ağacı kesmeye kalkışır ancak ormancılar onu durdurular. Oyunun başka versiyonlarında
cin, gelip geçen bir çok karakteri de tutsak alır.

Karagöz'ün Şairliği:
Karagöz ozanlar arasında yapılan bir yarışmaya katılır ve şaşalı giyimleri ve davranışları olan tüm ozanları döver.
Karagöz yarışmayı kafiye ve doğaçlama yeteneğinden değil kabalığı ve şiddet eğilimiyle kazanır.

Kanlı Nigar:
İki hayat kadının parasını dolandıran Çelebi, kaçmak üzereyken, aralarındah birisirıin adı Kanlı Nigar olan bu
kadınlar tarafından durdurulur. Her iki kadın Çelebi üzerinde hak iddia etmektedirler. Çıkan tartışmada sorun çözülemeyince mahalleli çağrılarak hangisinin bu genç yakışıklıya layık olduğu sorulur. Ancak her biri ayrı
kararlar verir. Kanlı Nigar genç adamı zorla evine sokar ve intikam almak için onu çırılçıplak soyarak sokağa atar. Geri dönen
mahalleli sokakta çıplak oturan bu genç adama yardım etmek için gönüllü olup Kanlı Nigar'ın evine, elbiseleri geri almak için
girerler. Ancak Hacivat ve Karagöz de dahil olmak üzere Kanlı Nigar'ın evine giren herkes bir şekilde kandırılarak, elbiseleri
alınarak sokaşa atılır. Bir süre sonra sokak soyulmuş adamlarla dolar. Kanlı Nigar'ın saydığı Sarı Efe gelir, sorunu çözer ve
herkes elbiselerine tekrar kavuşur.

Salıncak:
Karagöz ve Hacivat bir salıncak almış ve insanları para karşılığında bindirmektedirler. Ancak Karagöz Hacivat'ı dolandırır.
Karagöz ona salıncağa kimsenin binmediğini söylemiştir. Bu hikayenin doğruluğunu kontrol etmek amacıyla Hacivat yaşlı bir
kadın kılığına girer. Bir yahudi gelir ve düşerek ölü numarası yapar. Başka bir grup yahudi girer ve bir cenaze merasimi yaparlar.
Oyun Karagöz'ün ölü numarasını yapan yahudiyi tabuttan korkutup çıkarmasıyla sona erer.

Yalova Sefası:
Züppe Çelebi sevgilisini Yalova'ya götürmek istemektedir. Yolculuk için erzaklarını koyabileceği büyük bir çuval ve küp satın
alır. Son hazırlıklarını yaparken Karagöz gelir, çuval ve küple geride unutulan genç kadınlar hakkında saçma hikayeler uydurur.
Öneğin kıza erkek arkadaşının öldüğünü, denizi birilerinin yaktığını Çelebi'nin de yandığını anlatır. Bu geziye katılmak isteyen
diğer taklitler ortaya çıkarlar, her biri çuvalın ve küpün içine saklanır. Aralarında kızın aşığı da bulunmaktadır. Çelebi geldiğinde
de para vermeden yolculuk yapmak isteyen bu kişileri ortaya çıkarır. Yazıcı: İşsiz olan Karagöz büyülü bir dükkanda arzuhalci
olarak iş bulur. Burada müşteriler için saçma sapan mektuplar yazar. Oyunun devamında Karagöz'ü çarpması için Hacivat'ın
tuttuğu bir cin tarafından rahatsız edilişi görülür.

KARAGÖZ MUSİKİSİ
Gölge oyunu Karagöz´de musiki önemli bir rol oynar. Karagöz´ün ayrılmaz bir parçası olan musiki bu oyunlarda kendine özgü bir nitelik kazanmış, Osmanlı şehir eğlence musikisinin bir türü haline gelmiştir. Musikinin yer almadığı bir Karagöz oyunu düşünülemez. Musiki Karagöz´de Osmanlı-Türk musikisinin değişik türleri ile beste şekillerini içinde toplar.Klasik musikinin kâr, karçe, murabba, beste, semai, şarkı gibi beste şekilleri; gazel ve taksimler; şehir eğlence musikisinin köçekçeleri, tavşancaları ve oyunhavaları; Anadolu´nun ve Rumeli´nin türküleri dışında, oyunlarının konuları gereği olan Arapça ve Yahudice güfteli şarkılar, Çingene şarkıları, Rum ve Ermeni kültürlerine özgü ezgiler, vals, polka, opera aryası gibi batı müziği parçaları da Karagöz musikisinde yer almıştır.Oyunların konuları musiki repertuarının gittikçe genişlemesini sağlamıştır.Karagöz musikisinin tesbit edilebilen repertuarı daha çok 19. ve 20. yüzyıl Türk musikisine aittir.Ancak, bu repertuarda, Abdulkadir Meragi´ye mal edilen kârlar, Seyyid Nuh, Itrî, Kassamzade, Ebubekir Ağa, Tab´î, Sadullah Ağa, Mustafa Çavuş gibi bestecilerin eserleri de bulunması, bu arada Batı müziği eserlerine de yer verilmesi Karagöz musikisinin sabit olmadığını, Türk musikisindeki ve Türk toplumundaki değişime uyum sağlamak amacıyla her dönemde değiştirildiğini gösterir.
Son dönemlerde doğrudan Karagöz oyunları için şarkı besteleyen besteciler de çıkmıştır. Karagöz musikisi şu üç bölümde ele alınabilir:
Semai, Gazel, Hayal şarkıları. "Semai"nin klasik Türk musikisindeki ağır, yürük ve saz semaisi şekilleriyle bir ilgisi yoktur. Klasik musikiye özgü kâr, kârçe, murabba beste, semai, şarkı gibi beste şekillerinin toplu adıdır "semai" burada. Semaileri hep Hacıvat okur. Bunlar daha ağırbaşlı eserler olduğu için genellikle oyunun başında okunur. Bu eserlerin tamamı okunmaz, sadece zemin ve teslim bölümlerinin okunmasıyla yetinilir. Gazel, bildiğimiz gazeldir. Hayal şarkıları ise şarkı ve türkülerdir. Günümüze kadar iki yüzü aşkın hayal şarkısı tespit edilebilmiştir. Bazı hayal şarkıları oyunlarda sık sık okunduğundan bu şarkılar oyun tipleriyle adeta özdeşleşmiştir. Bu tür şarkılar oyun tiplerine uygun bir güfte ve ezgi yapısı içindedir. Karagöz oyunlarında kullanılan çalgılar "perdedeki çalgılar" ve "perde gerisindeki çalgılar" olarak ikiye ayrılabilirler.Perdedeki çalgılar bağlama, Karadeniz kemençesi,davul, zurna, kabak, tulum gibi halk sazlarıdır. Perde arkasında kullanılanlar ise kanun, ud, keman, zurna yahut klarnet, def gibi klasik musikide kullanılan sazlardır. Zil, zilli maşa, nakkare kullanıldığı da olur. Osmanlı toplumundaki etnik ve dîni cemaatlerin kültürleri Karagöz musikisine canlı bir şekilde yansımıştır. "Kaminamoz elde aki, yo kero poraki" (Balat kapısından girdim içeri) Yahudice güfteli şarkı, "Çeribaşının gelini" adlı Çingene şarkısı, arapça "Befta hindi şeş harir" güfteli şarkı ile Laz, Ermeni, Kürt kültürlerine özgü ezgiler bu tür parçalardır.Karagöz oyunlarında zenneler de şarkı söylerlerdi.Karagöz oyunlarında halk musikisi de imparatorluğun çeşitli şehir, kasaba ve yörelerinin kültürlerini yansıtır. Oyunlarda Bolulu Bolu türküsü, Harputlu Harput türküsü, Arnavut ve Rumelili Rumeli türküsü söyler. Böylece taşranın musiki kültürü ve zevki de hayal perdesinden payitahta girer. Eski İstanbul´da padişahtan, okumuş çevrelerden en sade halk insanına kadar herkes Karagöz oyunlarının tiryakisiydi. Karagöz bu yönüyle birleştirici bir şehir kültürü ürünüydü. Karagöz´ün bu yönü musikisine de yansımıştır. Bu geleneksel oyunların ağırbaşlı klasik eserlerden hafif şarkılara ve oyun havalarına kadar genişleyen repertuarı İstanbul şehir musikisinin ve şehir zevkinin anlamlı bir ifadesidir.*
*Yukardaki yazı Kalan müzik Karagöz Hacivat CD sinden alınmıştır.
Ortaoyunu , Meddah ve Karagöz konusunda araştırma yapan bazı araştırmacılar bir "Karagöz Musikîsi"'nden söz ederler fakat yukardaki yazıda da belirtildiği gibi, bir "TÜR" olarak karagöz musikisinden bahsetmek mümkün değildir. Hayalî'ler musiki kabiliyetleri ve bilgileri oranında Karagöz tiplemeleriyle ya da oyunlarıyla uyum sağlayabilecek ya da bu oyunlara yakışacak her tür musiki eserini zaman zaman karagöz oyunlarının içinde kullanmışlardır. Oyunlar eskiden, şimdi olduğu gibi yazılı metinleri ezberleyerek oynatılmazdı. Geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli özelliği olan tuluat "Doğaçlama" geleneğine uygun olarak oynatılırdı. Tuluat geleneği batı tarzı oyunlardaki gibi değişmezlik ilkesi yerine, her gün değişebilen ve güncel olayların perdede-sahnede canlandırılması temeline dayanır. Oyunun içeriği değişir de oyunda kullanılan musiki eserleri değişmez mi, elbette ki oyun içinde kullanılan musiki eserleri de o günün beğenisine uygun olarak değişirdi. Fakat sonradan bazı karagöz araştırmacıları "özellikle" Hayali Küçük Ali'nin ses kasetlerindeki eserleri bir araya getirerek yapay bir karagöz musikisinden söz eder olmuşlardır. Karagöz musikisinden söz edilebilmesi için sadece karagöz için yapılmış, karagöz oyunlarına has musiki eserleri olması gerekir. Karagöz Musikisi vardır demek Tuluat "Doğaçlama" geleneğini yok saymak olur ki bu da karagözün gelişimini engeller. Aşağıda eski karagöz ustalarının çok kullandığı bazı eserlerin hangi tiplemeler ile birlikte kullanıldığının listesi ve notaları verilmiştir. Bu eserler incelendiğinde bir "TÜR" olarak karagöz musikisinden söz edilemeyeceği anlaşılır.

HACIVAT
1) On kerre demedim mi sana sevme dokuz yar (Evç Yürük Semai)
2) Ah bir elif çekti sineme canân bu gece (Muhayyer Yürük Semai)
3) Dîdem yüzüne nâzır, nâzır yüzüne dîdem (Şehnaz Ağır Semai)
4) Sâkî ele al câmı safâ (Uşşak Yürük Semai)
5) Ah benim âfeti cihânım (Yegah Aksaksemai)
6) Etti o güzel ahde vefa müjdeler olsun (Segah Yürük Semai)
7) Gelse o şuh meclise naz-u tegaful eylese (Rast Yürük Semai)
8) Amed nesim-i subh-u dem (Rast Nakış Beste)
9) Sözü canları bağışlar (Ferahnak Aksak Semai)
10) Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü (Rast Semai)

KARAGÖZ
1) Kavakta turna sesi var (Aydın Türküsü)
2) Bülbül olsam kona da bilsem dallere (Karcığar Köçekçe)

ÇELEBİ
1) Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur (Nihavend İstanbul Türküsü)
2) Cana rakibi handan edersin (Uşşak Curcuna)
3) Sabah oldu uyansana (Eviç Türkü)
4) Gönlüm yine bir ateşi hicrana dolaştı (Nihavend Aksak)
5) Dil hun olurum yâd-ı cemalinle ben senin (Hüzzam Semai)

ZENNE
1) Nigahı mestine canlar dayanmaz (Sabâ Devrihindi)
2) Âteş-i sûzan-ı firkât (Hicaz Curcuna)
3) Hab-ı gahı yare girdim arz için ahvalimi (Rast Devrihindi)
4) Bir güzel kız salıncakta sallanır (Nihavend Düyek)
5) İstanbuldan üsküdara yol gider (Muhayyer İstanbul Türküsü)
6) Evvel benim nazlı yarim severim kimseler bilmez (Müstear Aksak)

TUZSUZ DELİ BEKİR
1) Külhanbeylik omuzdaşlar bize pek şandır (Hicaz Düyek)
2) Bir gemim var salıverdim engine (Eviçhuzi)
3) On yedi tek düz mastika içtim (Sabâ)

ARAP:Befta hindi şeş harir (Nihavend)

TİRYAKİ: Fesleğen ektim gül bitti dalında bülbül öttü (Isfahan Aksak)

YAHUDİ
1)Balat kapısından girdim içeri (Hüseyni Türkü)
2)Altın tasta gül kuruttum (Acemkürdi Aksak)

BEBERUHİ:Vardım halebe bindim dolaba (Sabâ Düyek)

ACEM:Isfahanda bir kuyu var içinde tatlı suyu var (Müstear Curcuna)

BABA HİMMET:Dağda davar guderum (Ankara Türküsü)

KAYSERİLİ:Kayserinin kızları (Kayseri Türküsü)

LAZ:Yavuz geliyor yavuz (Hüseyni Türkü)

FRENK-RUM:Polka

ERMENİ:Ezirgandan kemahtan yar gelir oynamaktan (Hüseyni Türkü)

ZEYBEK

1)Efeyim severim ben (Nihavend Aksak)
2)Sarı zeybek şu dağlara yaslanır (Tahir Aydın Türküsü)
ÇİNGENE:Çeribaşının gelini pek ince sarmış belini (Nihavend Aksak)
BOLULU AŞCI:Armut dalda sıra sıra (Uşşak Bolu Türküsü)
ARNAVUT:Alişimin kaşları kare (Gerdaniye Köçekçe)
PÎŞEKAR:Pişekar havası (Segah)
GEMİ (çekilirken):Heyamol deyin kardaşlar (Rast)

Derleyen & Yazan : Uğur Çelikkol

Uzun Çarşı Borsa Sok. Borsa İşhanı-No:1/21 Osmangazi BURSA
Telefon:+90 (0224) 221 87 27 Faks:+90 (0224) 220 53 50
Kütük no: 16-24-008
e-posta: unima@unimabursa.org
UNIMA MERKEZ (Fransa) UNIMA TÜRKİYE UNIMA İstanbul
ie tasarım